FIP 84. Dünya Eczacılık ve Eczacılık Bilimleri Kongresi’nin Ardından
FIP 84. Dünya Eczacılık ve Eczacılık Bilimleri Kongresi’nin Ardından
Uluslararası Eczacılık Federasyonu’nun (FIP) 84. Dünya Eczacılık ve Eczacılık Bilimleri Kongresi 30 Ağustos–2 Eylül 2026 tarihleri arasında Kanada'nın Montreal kentinde, “Tek Sağlık, Tek Eczacılık: Bilim, Uygulama ve Eğitimi Bir Araya Getirmek” temasıyla gerçekleştirildi. Dünyanın farklı ülkelerinden eczacıları, eczacılık bilim insanlarını, akademisyenleri ve meslek örgütlerini bir araya getiren Kongre'de, Türkiye'de eczacılığın mevcut durumunu, güçlü yönlerini, karşı karşıya olduğu sorunları ve geleceğe ilişkin önceliklerimizi farklı ülkelerden gelen meslektaşlarımızla paylaşma ve karşılaştırma imkânımız oldu.
Kongre'nin gündemi aslında bize önemli bir gerçeği yeniden gösterdi. Dünyanın farklı ülkelerinde sağlık sistemlerinin ölçeği, finansman modeli ve sağlık hizmetinin sunuluşu ve eczacılık uygulamaları farklı olsa da geleceğe ilişkin sorularımız giderek ortaklaşıyor.
Ülkemizin eczacılık sistemini farklı ülkelerden meslektaşlarımıza aktarmak sadece mevcut yapıyı ve verileri paylaşmak anlamına gelmiyor. Bir tarafı ile de farklı ülke örnekleri üzerinden de değerlendirmeleri alarak kendi alanımıza biraz olsun dışardan bakabilme, güçlü olduğunuz alanlarla çözüm bekleyen sorunlarımızı yan yana koyabilme ve değerlendirme imkanı sağlıyor bizlere.
Türkiye’nin geniş kapsayıcılığa sahip güçlü sosyal sigorta sistemi, ülke geneline yayılmış 31 binden fazla toplum eczanesi, genç ve iyi eğitimli bir eczacı insan gücü ve e-reçeteden İlaç Takip Sistemi’ne uzanan güçlü bir dijital sağlık altyapısı bulunuyor. Toplum eczaneleri sağlık sistemimizin en yaygın ve erişilebilir hizmet noktaları arasında yer alıyor.
Bunlar kuşkusuz önemli kazanımlar. Ama bunların ötesine geçerek, bu güçlü altyapının geleceğin ihtiyaçlarına nasıl cevap vereceğini tartışmak biz meslek örgütü yöneticilerinin temel sorumluluğunu oluşturuyor. Bunu yaparken, bu sistemin en yaygın ve erişilebilir sağlık hizmeti sunucularından biri olan eczanelerin ve eczacılık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini de göz ardı edemeyiz.
Çünkü dünya değişiyor. Nüfus yaşlanıyor. Kronik hastalık yükü artıyor. Sağlık eşitsizlikleri devam ediyor. Yeni ve yüksek maliyetli tedaviler sağlık sistemlerine giriyor. Dijital sağlık uygulamaları ve yapay zeka sağlık hizmetinin sunuluş biçimini dönüştürüyor. Sağlık sistemleri ise bir taraftan artan sağlık ihtiyacına cevap vermeye, diğer taraftan bunu sürdürülebilir bir finansman modeli içerisinde gerçekleştirmeye çalışıyor.
Tüm bu çerçeveler üzerinden değerlendirerek, ülkemizde eczacılığın karşı karşıya olduğu dönüşüm biliyoruz ki sadece Türkiye’ye özgü değil. Eczacı insan gücünün etkin planlanması, yenilikçi ilaçlara erişim, sürdürülebilirlik ve dijital teknolojilerin mesleğimize etkileri farklı ölçeklerde de olsa birçok ülkenin ortak gündeminde. İşte bu nedenle Eczacılığın geleceği ne olacak sorusuna odaklanmak zorundayız.
FIP Kongresi’nde yaptığım sunumda Türkiye açısından üç temel dönüşüm alanını özellikle ele almaya çalıştım: eczacı iş gücü planlaması, ilaçlara erişim ve dijital dönüşüm. Ancak bu başlıkların ötesindeki temel meselemiz; bilgimizi, yetkinliğimizi ve toplum içindeki erişilebilirliğimizi sağlık sistemi içerisinde nasıl daha etkin değerlendireceğimizdir.
Ülkemizde eczacılığının önündeki en önemli başlıklardan biri eczacı insan gücü planlamasıdır.
2018–2026 döneminde toplam eczacı sayısı 35.449’dan 56.127’ye yükselerek yaklaşık %58,3 artarken, toplum eczanesi sayısı 25.811’den 31.295’e yükselmiş ve artış yaklaşık %21 düzeyinde kalmıştır.
Bu iki oran arasındaki fark, bizlere geleceğin eczacı istihdamının toplum eczaneleri üzerinden kurgulanamayacağını açıkça gösteriyor.
Türkiye genç bir eczacı insan gücüne sahip. Çalışan eczacıların yaklaşık %32’sinin 40 yaşın altında olduğunu görüyoruz. Son üç yılda öğrenci kontenjanlarında yaklaşık %25’lik bir azalma sağlanmış olması da planlama açısından olumlu bir gelişmedir. Ancak mevcut öğrenci ve mezun havuzu da maalesef sorunun kontenjan düzenlemeleriyle çözülemeyeceğini de gösteriyor.
Kongrede OECD temsilcisinin yaptığı sunumda paylaşılan bir veri de dikkat çekiciydi. Dünyada sağlık insan gücündeki artışın son dönemde yaklaşık %16 düzeyinde olduğunu ifade etti. Türkiye'de ise yalnızca son sekiz yılda toplam eczacı sayısı %58,3 arttığını görüyoruz. Bu fark Türkiye'de eczacı sayısının son derece hızlı arttığını ve eczacı insan gücü planlamasının ülkemiz açısından neden bu kadar kritik bir mesele olduğunu göstermesi bakımından çok dikkat çekici.
İşte bu nedenle eczacıların bilgi ve yetkinlikleri ile katkı sunabilecekleri çalışma alanlarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor. İlaç endüstrisi, biyoteknoloji ve ARGE alanları, kamu kurumları, hastaneler ve yeni sağlık hizmeti modelleri üzerinden eczacılar için yeni çalışma alanları yaratmak zorundayız. Farmasötik bakım, koruyucu sağlık ve dijital sağlık gibi yeni hizmet modellerini de bu istihdam politikalarımızın içine en doğru şekilde entegre etmek durumundayız.
İkinci kritik alan ilaç politikalarıdır.
Türkiye, uzun yıllar içinde yüksek sosyal güvence kapsamına ulaşmış önemli bir sağlık altyapısı oluşturmuştur. Ancak yüksek enflasyon, kur hareketleri, üretim maliyetleri ve küresel tedarik zincirlerindeki değişimler ilaç politikaları üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturmuş durumda.
Referans Fiyatlandırma ve kur farkı nedeni ile özellikle de yenilikçi ilaçlara erişimde yaşadığımız sıkıntılar ilaçlarda bulunabilirlik ve sürdürülebilirlik sorunlarına gündemimize getiriyor.
FIP Kongresi’nde de özellikle vurguladığım gibi, EMA tarafından onaylanan yenilikçi ilaçların önemli bir bölümü Türkiye’de hastaların kullanımına henüz sunulamamış durumda; özellikle onkoloji gibi alanlarda yeni tedavilere erişim önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Burada şunu özellikle vurgulamak istiyorum: İlaca erişim ile eczanenin sürdürülebilirliği birbirinden ayrı düşünemeyiz. İlacın hastaya güvenli ve doğru biçimde ulaşmasını sağlayan eczacılık sisteminin sürdürülebilirliği de ilaca erişimin ayrılmaz bir parçasıdır.
Türkiye’de toplum eczanelerinin ekonomik modeli ilaç fiyatlarına bağlı kademeli kar marjına dayanıyor. Buna karşılık farmasötik bakım, danışmanlık ve güvenli ilaç kullanımı konusunda sunduğumuz hizmetler için mesleki hizmet bedeline sahip değiliz. Türk Eczacıları Birliği olarak her daim savunduğumuz bir ilke var: ilaç politikası yalnızca “ilaç fiyatı” üzerinden kurulamaz.
Hastaların güncel tedavilere zamanında erişimini, yerli üretimi, Ar-Ge ve eczanelerin ekonomik sürdürülebilirliğini aynı politika içerisinde ele alınmak zorundadır. Güçlü eczaneler, sürdürülebilir ilaç politikalarının temelidir.
Eczacılığın geleceğini belirleyen üçüncü büyük alan dijital dönüşümdür.
Yapay zeka, uzaktan sağlık hizmetleri ve dijital sağlık destek sistemleri sağlık hizmetlerinin sunuluş biçimini değiştirmeye başladı. Mesleğimiz de bu dönüşümün dışında kalması elbette mümkün değil. Teknoloji konusundaki mesleki değerlendirmelerimizin “dijitalleşmeden yana olmak” ile “dijitalleşmeye karşı olmak” arasına sıkıştırmayı doğru olmadığına inanıyorum. Tartışmamız gereken hangi teknolojiye ne amaçla, ne kapsamda ve hangi ilkeler doğrultusunda kullanacağımız üzerine olmalı.
Yapay zeka uygulamaları ve bu kapsamdaki karar destek sistemleri ilaç etkileşim kontrolleri, tedaviye uyum uygulamaları ve hizmet sunumu destek araçları eczacının bilgi kapasitesini artırarak ve hasta bakım süreçlerimizi güçlendirebilir.
Ancak bu dijital dönüşümün mesleki bağımsızlığımızı, eczane sahiplik modelimizi, hasta–eczacı ilişkilerini ve veri güvenliğini zayıflatan, ilacı bir meta haline dönüştüren bir modele evrilmemesi gerekiyor.
Teknoloji eczacıyı güçlendirmeli; onun yerini almamalıdır.
Aslında Birliğimiz tarafından geliştirilen dijital uygulamalarımız da bu anlayışın pratik karşılığını oluşturuyor. TEBEOS, TEBRP, Eczacı Bilgi Sitemi, Stok Sayar ve TEBEA Etiket Uygulamamız, Tebeşir Uzaktan Eğitim Platformumuz gibi dijital çözümlerimiz meslektaşlarımızın günlük uygulamalarını, bilgiye erişimlerini, karar süreçlerini ve hastalarına sundukları hizmetleri teknolojik araçlarla güçlendirmeyi hedefliyor. Birliğimiz tarafından ücretsiz ve yaygın biçimde sunulan güçlü alternatiflerin varlığı, bu alandaki özel hizmet sağlayıcıların fiyatlandırma politikaları karşısında da doğal bir denge unsuru oluşturuyor.
Bulaşıcı Olmayan Hastalıklara İlişkin Montreal Deklarasyonu
Kronik hastalık yükü artarken eczacıyı birinci basamağın dışında düşünemeyiz
Bütün bu başlıkların birleştiği yer ise toplum eczacılığıdır.
Yaşlanan nüfus ve artan kronik hastalık yükü, sağlık sistemlerinin yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi sunan yapılardan; hastalığı önleyen, riski erken belirleyen ve kronik hastalıkları sürekli yöneten sistemlere dönüşmesini zorunlu kılıyor.
Montreal'de bunun çok somut bir karşılığını gördük.
FIP, Kongre sırasında “FIP Montreal Declaration on Non-Communicable Diseases” — Bulaşıcı Olmayan Hastalıklara İlişkin Montreal Deklarasyonu'nu yayımladı. FIP üye örgütlerinin de imzasına açılan bu deklarasyon, 2026 yılında bulaşıcı olmayan hastalıkları küresel mesleki savunuculuğun temel önceliklerinden biri haline getiriyor.
Eczacının bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelede hastalıkların önlenmesi, tarama ve erken tespit, tedavinin optimizasyonu ve kronik hastalıkların uzun dönem yönetiminde görev alan bir sağlık profesyoneli olarak konumlandırılması gerektiği ortaya konuluyor.
Bu hizmetlerin sürdürülebilir biçimde sunulabilmesi için mesleki hizmetlerin uygun şekilde ücretlendirilmesi, eczacı iş gücünün geliştirilmesi, dijital sağlık altyapısının kullanılması, meslekler arası iş birliğinin güçlendirilmesi ve toplumun eczacılık hizmetlerine eşit erişiminin sağlanması da deklarasyonun temel politika başlıkları arasında yer alıyor.
Aslında Montreal Deklarasyonu'nun ortaya koyduğu yaklaşım, Türkiye açısından uzun süredir dile getirdiğimiz vizyonumuzu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Türkiye’de 31 binden fazla toplum eczanesinin ülke geneline yayılmış olması ilaç dağıtım kapasitesi çok üstünde bir anlam taşıyor. Bu aynı zamanda çok büyük bir sağlık hizmeti kapasitesidir.
Türkiye’de kişi başına hekime başvuru sayısının OECD ortalamasının yaklaşık iki katı olduğu dikkate alındığında, sağlık sisteminin bütün yükünü hekim ve hastane merkezli bir model üzerinden taşımaya devam etmek yerine, toplum eczanelerinin birinci basamak sağlık hizmetlerindeki kapasitesinden daha fazla yararlanılması gerekir.
Bu potansiyeli dört ana başlık altında tanımlıyoruz:
- koruyucu sağlık,
- kronik hastalık yönetimi,
- ilaç danışmanlığı ve
- farmasötik bakım.
Amacımız, eczacının sahip olduğu ilaç bilgisi, hasta erişimi ve mesleki yetkinliğini sağlık sisteminin ihtiyaçlarıyla daha doğru biçimde buluşturmak.
Eczacılar, sağlığın korunmasına ve tedavinin başarısına katkı sunabilecek ülke geneline yayılmış birinci basamak sağlık hizmet sunucularıdır.
Tüm bu ortaya koyduğumuz çerçeveler ışığında eczacılığın geleceği adına birbiri ile bağlantılı beş temel politika önceliği tanımlayabiliriz:
1. Stratejik eczacı iş gücü planlaması
2. Yenilikçi ilaçlara eşit ve zamanında erişim
3. Güçlü ve sürdürülebilir toplum eczaneleri
4. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde eczacının rolünün güçlendirilmesi
5. İnsan ve eczacı odaklı dijital dönüşüm
Önümüzdeki dönemde tartışmamız gereken, çözüm önerileri oluşturmamız gereken temel meselemiz bunlar. Geleceğin eczacılığı için asıl dönüşüm, eczacının sağlık sistemi içindeki konumunun yeniden tanımlanması ile yaşanacaktır.
İnsan gücünü doğru planlayan; hastaların yenilikçi tedavilere zamanında erişimini gözeten; eczanelerin ekonomik sürdürülebilirliğini güvence altına alan; koruyucu sağlık, kronik hastalık yönetimi, ilaç danışmanlığı ve farmasötik bakımda eczacının kapasitesinden yararlanan; teknolojiyi ise mesleğin yerine değil, mesleki hizmetlerimizde verimliliğimizi geliştirecek şekilde yerleştiren bir model hem eczacılık mesleğinin hem de daha ötesinde sağlık sisteminin geleceğini belirleyecektir.
İşte bu nedenle geleceğe ilişkin en temel cümlemiz değişmiyor:
Güçlü bir eczacılık, güçlü bir sağlık sistemi için vazgeçilmezdir.

